DOLAR 13,59100.02%
EURO 15,49210.04%
ALTIN 788,44-0,14
BITCOIN 581949-0,22%
Tekirdağ

KAPALI

06:50

İMSAK'A KALAN SÜRE

Elvan KILIÇ

Elvan KILIÇ

08 Eylül 2021 Çarşamba

Türkiye Topraklarında Mülteci Hakları

Türkiye Topraklarında Mülteci Hakları
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkemizde son zamanlarda halkın tepkisini oldukça çeken Afgan mülteci göçü gerçekleşiyor. Bu göç sonucunda ülke nüfusunda artış meydana gelirken aynı zamanda mültecilere karşı bir ayrımcılık ve nefret içeren söylemler oluşturuluyor. Bu yazıda mültecilerin Türkiye topraklarında ve Türk hukukunda sahip olduğu hakları açıklığa kavuştururken, bir kavram karışıklığına sebep olması nedeniyle de mülteci- göçmen kavramlarının ayrımını da yapacağız.

Mülteci ve Göçmen kavramları karıştırılmamalı;
Dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya bunun endişesini taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişiye mülteci deniyor. Dolayısıyla, Afganların ülkelerinde yaşanan savaş, iç karışıklık ve görmüş oldukları zulüm sebebiyle ülkeyi zorunlu olarak terk etmeleri kendilerini başka ülkelerde “mülteci” yapıyor. Cenevre Sözleşmesi olarak da bilinen, 1951 yılı Birleşmiş Milletler Mülteci Sözleşmesine göre, mülteci, ırk, din, milliyet, belirli bir toplumsal gruba üyelik veya siyasi görüş sebebiyle zulme uğrama korkusuyla kendi ülkesinin dışındadır. Ülkesinden kaçarak bulunduğu ülkede vatandaşlık hakkına sahip değildir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliğine göre; mülteciler, hayatlarına ve özgürlüklerine ciddi bir tehdit olması neticesinde ülkelerinden ayrılmış olan belirli bir insan grubudur. Bu nedenle göçmenlerle karıştırılmaması gerekmektedir.
Göçmen ise bir ülkeden başka bir ülkeye yerleşmek amacıyla göç eden kişidir. Mülteciden farkı ise göçmen kişi o ülkeyi zorunlu olarak değil isteğiyle terk etmektedir. Uluslararası Göç Örgütü (IOM), kişinin hukuki statüsü ne olursa olsun, hareketin isteyerek veya istem dışı olup olmaması, hareketin sebepleri veya kalma süresinin ne olduğu kadar olduğuna bakmaksızın, yaşadığı yerden ayrılarak uluslararası bir sınırdan geçmekte olan ya da geçmiş veya ülke içinde yer değiştirmiş olan bir kişiyi göçmen olarak tanımlamaktadır. Göçmenler ülkelerinden farklı sebeplerden dolayı ayrılabilir; bu sebepler arasında sefalet ve çok kötü yaşam koşulları olabilir.
Mültecilerin hakları nelerdir;
Genel olarak mültecilerin hakları birçok ulusal ve uluslararası mevzuatlarda düzenlenmiş, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlarda da çözüm arayışlarına konu olmuştur. Çünkü mülteciler, doğdukları ve yaşadıkları vatanı, ülkelerinde bulunan iç karışıklık ve zulüm sebebiyle terk etmek zorunda bırakılmışlardır. Savunmasız durumda iken vardıkları ülkede de zulme uğramak, dışlanmak insan haklarına aykırılık teşkil edecektir. Bu nedenle birtakım uluslararası sözleşmeler ve mevzuatlarla, mültecilerin haklarının korunması hedeflenmektedir. Mültecilerin hakları ülkemizde ve uluslararası bir şekilde düzenlenen mevzuatlarca şu şekilde belirlenmiştir.
• İnsan hakkının ihlal edilme riski altında bulunacakları bir ülkeye zorla geri gönderilmekten korunma hakkı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 4. Madde gereğince mevcuttur. 11.04.2013 tarihinde Resmî Gazete ’de yayımlanan kanunun amacı yabancıların Türkiye’ye girişleri, Türkiye’de kalışları ve Türkiye’den çıkışları ile Türkiye’den koruma talep eden yabancılara sağlanacak korumanın kapsamına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Yine aynı şekilde kanunun uygulanmasına ilişkin çıkarılan yönetmelik de ülkeye geri gönderilme hakkının uygulanması ve korunması için de düzenlenmiştir.

• Ayrımcılığa karşı korunma hakkı. “Her insan eşittir” ilkesi gereğince sahip oldukları din, dil, ırk, cinsiyet, engel, fikir ayrılıklarının ayrımcılık oluşturmaması esası 1950 tarihinde Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi ilgili hükümlerce düzenlenmiştir. Sadece Avrupa’da değil aynı zamanda Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme gereğince de sözleşmeyi kabul eden tüm dünya ülkelerinde de ayrımcılık yasağı ve ayrımcılığa karşı korunma hakkı mevcuttur. Ülkemizde gerçekleşen mülteci göçünde mültecilerin ayrımcılıktan korunmasına yönelik yapılan başvuru ve işlemler ise 20.04.2016 tarihinde Resmî Gazete ’de yayımlanan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunun ilgili hükümlerine de tabi olabilmektedir.

• Din ve inanç özgürlüğü 1951 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin Cenevre Sözleşmesince bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Bulunduğu ülke neresi olursa olsun mültecinin din ve inanç özgürlüğü çerçevesinde dini vecibelerini de yerine getirme hakkı bulunmaktadır. Bu hak aynı zamanda İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına ilişkin Sözleşmede de belirtilmiştir. Ülkemizde ise Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ve Yönetmeliği ile Anayasa’mızın 10 maddesi çerçevesinde uygulanabilmektedir.

• Çalışma hakkı her insanın ekonomik gücünü kazanabilmesi için sahip olması gereken insan hakkıdır. Bu hak Anayasa’mızın 48. ve 49. Maddelerinde düzenlenmekle birlikte Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkındaki kanunda da düzenlenmiştir.

• Barınma hakkı özellikle bir mültecinin sahip olduğu en önemli haklardan bir tanesidir. Çünkü ülkesinde barındığı evini, yurdunu zaten güvenli bir şekilde barınamadığı için bıraktığından bulunduğu ülkede de barınabilmesi ve bu barınmanın güvenli bir şekilde kendisine sağlanması gerekmektedir. Bu hak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun Haziran 1948’de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmede ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesinde düzenlenmiştir.

• Eğitim hakkı istisnasız her insanın sahip olduğu hak olduğundan mültecilerin eğitim hakkı Anayasamızın 42. Maddesinde düzenlenmekle birlikte Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu ve 6544 sayılı Yabancı Uyruklu Öğrenciler Genelgesinde mevcut bir haktır.

• Ev sahibi ülkede sağlık hizmetlerine ulaşma hakkı mültecinin uluslararası sözleşmelerce sahip olduğu sağlık hakkının bir parçasıdır. Anayasada 56. Madde, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 89/3 maddesinde düzenlenmiştir. Ayrıca yine ülkemizde Sağlık Bakanlığı nezdinde düzenlenen ve 22.10.2014 yılında Resmî Gazete ’de düzenlenen Geçici Koruma Altına alınanlara verilecek Sağlık Hizmetlerine Dair Esaslarda da mültecinin ülkemiz topraklarında sahip olduğu sağlık hizmetleri düzenlenmiştir.

• Seyahat özgürlüğü mültecinin bulunduğu ülkede şehir içi ve şehirlerarası seyahat edebilme hakkı olduğunu belirtmektedir. Ülkemizde Anayasa’nın 23. ve Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanunun ilgili hükümlerinde düzenlenmiştir.

• Keyfi gözaltına alınmama hakkı özellikle ülkemizde son zamanlarda mültecilere karşı gelişen suç isnatlarında belirtilmesi ve üzerinde durulması gerekilen önemli bir haktır. Bu hak Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşmede düzenlenmiştir.

• Adil yargılama hakkı hem ülkemiz kanunlarında hem de İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ile uluslararası düzeyde tüm sözleşmelerde belirtilmiştir.
Ayrıca Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin Cenevre sözleşmesine göre mültecinin, ayırıma tabi tutulmaksızın, vatandaşı olduğu ülkeye uygulanan istisnai tedbirlerden muaf olarak şu hakları vardır:
 Din özgürlüğü (madde 4),
 Medeni haklardan yararlanma özgürlüğü (madde 12),
 Menkul ve gayrimenkul edinme hakkı (madde 13),
 Fikri ve sınai mülkiyet hakkı (madde 14),
 Dernek hakları (madde 15),
 Mahkemelerde taraf olma hakkı (madde 16),
 Çalışma hakkı (madde 17),
 Tarım, sanayi, sanat ve ticaret sahalarında iş yeri açmak ve şirket kurma hakkı (madde 18),
 İhtisas mesleğini icra etmek hakkı (madde 19),
 Vesika (karne) hakkı (madde 20),
 Mesken edinme hakkı (madde 21),
 Eğitim hakkı (madde 22), sosyal yardım hakkı (madde 23), sosyal sigorta ve çalışma mevzuatından yararlanma hakkı (madde 24).

Sonuç olarak mültecilerin bulundukları ülkede uygulanacak kanun çerçevesinde İnsan hakları prensiplerince sahip oldukları hakları korunmalı ve uygulanmalıdır. Sadece ülkemizde değil çoğu ülkede oldukça büyük soruna sahip olan mülteci sorunun yapılacak olan denetim mekanizmaları ile çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

Av. Elvan KILIÇ

Devamını Oku

Orman Yangınlarının Cezai Boyutu

Orman Yangınlarının Cezai Boyutu
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugünlerde ülkemizin birçok ilinde mevcut olan orman yangınlarından ötürü çoğu insanın, ülkenin ciğerleri yanmakta, yangından insanları ve hayvanları kurtarmak için vatandaşlar seferber olmaktadır. Orman yangınlarının tam olarak neden ortaya çıktığı henüz resmi olarak tespit edilmese de orman yangınlarının her kim tarafından olursa olsun çıkarılmasında çok sert cezai yaptırımlar uygulanmaktadır. Bahse konu cezalar 6831 sayılı Orman Kanunu’nda belirtilmiştir. Bu kanunun 76. Maddesine göre:

  • Devlet ormanlarında; Orman İdaresince belirlenen konak yerlerinden başka yerlerde gecelemek,
  • Ormanlarda izin verilen ve ocak yeri olarak belirlenen yerler dışında ateş yakmak veya izin verilen yerlerde yakılan ateşi söndürmeden mahalli terk etmek,
  • Ormanlara sönmemiş sigara veya yangına dolaylı olarak yol açabilecek madde atmak, d) Ormanlara dört kilometre mesafede veya bu Kanunun 31 inci ve 32 nci maddeleri kapsamına giren köyler hudutları içinde anız veya benzeri bitki örtüsü yakmak yasaktır.

Bu yasağa aykırı hareket edenler özellikle kasti bir amaç taşıyorlarsa aynı kanunun 110 ve 111. Maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Bu maddelere bakıldığında dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir şekilde hareket ederek orman yangınına sebebiyet verenler iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Ancak yangına sebebiyet veren kişilerin kasti olarak hareket etmelerinden ötürü on yıldan az olmamak üzere hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmedilir. Ayrıca kasten yangın çıkaran kişilerden yangın esnasındaki söndürme faaliyeti ve sonrasındaki ağaçlandırma faaliyetlerine ait masrafları tahsil edilmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nda ormanda kasten yangın çıkaranlara ilişkin hükümlere Orman Kanunu hükümlerine atıf yapılmak suretiyle yer verilmektedir. Cezası bir hayli ağır olan kasten orman yakma suçu, yargı makamlarınca ve idari makamlarca daha iyi denetlenir ve yangınlar ilk safhada müdahale edilerek söndürülürse, ülkemizin akciğeri olan ormanlarımızın daha iyi bir hayat sürdüreceği görüşündeyiz. Çünkü ormanlar insanlara hayat veren canlılardır. Ülke topraklarında yaşayan canlıların yok olmaması, geleceğimizin, gelecek nesillerin güzel ve temiz havası olan bir ülkede inşa edilmesi için tüm iş ve görev idari denetimlere ve cezai yaptırım uygulayacak yargı makamlarına düşmektedir. Bu nedenle soruşturma aşamasında savcılık makamınca failler hızlı bir şekilde yakalanıp ivedilikle iddianame hazırlanmalı ve kovuşturmaya yine hızlı bir şekilde geçilerek faillerin cezalarına hükmedilmelidir.

Av. Elvan KILIÇ

Devamını Oku

Tatil dolandırıcılarına dikkat!

Tatil dolandırıcılarına dikkat!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Tüm senenin stresini atabilmek için tatil hayali kuranlar, otelde kalmak, yazlık almak, devre mülke girmek ya da turlarla gezmek seçeneklerini tercih ediyor. Yaz aylarında tatil düşü kuranlara, çoğalan dolandırıcıların hedefi olmamanız konusunda tavsiyelerim.

TATİL DOLANDIRICILIĞINDA HUKUKİ HAKLARINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?
Birçok insan tüm senenin stresini atabilmek için yaz tatilinde güzel bir yere gitmenin hayalini kurar. Genellikle deniz kenarını tercih eden insanların iki seçeneği vardır. Ya önceden bir yazlık alıp hayatı boyunca tüm tatillerini orda geçirir. Ya da devre mülk aracılığıyla tatillerine gitmektedirler. Tatil planları sadece bununla kalmayıp aynı zamanda turların düzenlendiği milli bayramlar ve yaz turları, tekne turları gibi fırsatlarla da yapılmaktadır.

Önceden insanlar telefonla aranarak tatil çekilişine katılmaları sağlanmaktaydı. Şimdi ise tatil kurumları aracılığı ile ve internet üzerinden yapılan sahte siteler üzerinden tatil dolandırıcılığı yapılmaktadır.

Günümüzde devre mülk dolandırıcılığı çok fazladır. Anket düzenleme veya telefonla aranarak tatil çekilişi adı altında yapılan dolandırıcılık ciddi bir suç tipi olup bu suç Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmektedir. Yapılan anket sonucunda bir ücretsiz tatil kazandığını iddia edilmekte ve kendisinden para tahsilatı yapılmaktadır. Devre mülk satışı için arandığında ise satım ofislerine çağırılarak bir sözleşme imzalatılmakta, kişiden sözleşme için bir bedel alınmaktadır. Ancak sözleşmede vaat edilen teslimler yerine getirilememekte ve kişi ödediği parayı geri almak için hukuk mahkemelerinde dava yoluna gitmektedir.

Devre mülk sözleşmeleri Tüketiciyi Koruma Kanunu’nda düzenlenen bir çeşit sözleşmedir. Kanunda düzenlenen bu sözleşmeler bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı veren sözleşmelerdir. Devre tatil sözleşmeleri ile sağlanan hakkın şahsi veya ayni bir hak olması bu maddenin uygulanmasını engellememektedir.

Bir diğer dolandırıcılık paket turlara ilişkindir. Birkaç günlük tatil turlarıyla ücreti olduğundan az göstererek, tur esnasında birçok masraf adı altında vatandaştan para alınmaktadır. Online alışverişin yaygınlaşmasını fırsat bilen dolandırıcılar gösterişli web siteleri ile sahte tatil paketlerini satarak amaçlarına ulaşabilmektedir. Ya da yine bir paket tur sözleşmesi düzenleyerek vatandaştan para tahsil edilmekte ancak sunulan bir tatil hizmeti olmamaktadır. Tüketici Koruma Kanunu’nda paket tur sözleşmeleri şöyle düzenlenmiştir:

“Paket tur sözleşmesi, paket tur düzenleyicileri veya aracıları tarafından aşağıdaki hizmetlerden en az ikisinin birlikte, her şeyin dâhil olduğu fiyatla satıldığı veya satımının vaat edildiği ve hizmetin yirmi dört saatten uzun bir süreyi kapsadığı veya gecelik konaklamayı içerdiği sözleşmelerdir.”

Tatil aracılığı ile vatandaşı aldatma ve hata yoluyla dolandırmak hukuken Türk Ceza Kanunu’ndaki dolandırıcılık suçuna girmektedir. Özellikle suç ve cezası, Türk Ceza Kanunu 157. 158. Ve 159. Maddelerde açıklanmıştır. Ceza Kanunu Madde 157 dolandırıcılığı şöyle hüküm altına almıştır: “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir.” Vatandaşı kandırarak, aldatarak onun parasını alıp onu kendi çıkarı için zarara uğratarak kendisi için yarar sağlayan, zenginleşen kimse dolandırıcılık suçunu işlemektedir.
Tatil firmasını kullanarak veya tatil kurumu gibiymiş görünen firmaların dolandırıcılığı ise TCK 158. Madde kapsamında değerlendirilmekte ve nitelikli dolandırıcılık sayılarak daha fazla ceza gerektirmektedir. Her türlü bu şekilde dolandırıcılık suçundan zarar gören vatandaş ispat sayılabilecek evraklarla savcılığa, dolandırıldığını öğrendiğinden 6 ay içerisinde başvurarak şikayetçi olabilmektedir. Savcılığın delilleri yeterli görmesi durumunda soruşturma kovuşturma aşamasına dönecektir.

Devre mülk veya paket tur sözleşmelerini imzalayan ve bu sözleşmelerden zarara uğrayan vatandaş, Asliye Hukuk veya Tüketici Hukuk Mahkemelerinde olmak ve zarara uğradığını ispat etmek üzere dava açabilir, sözleşmenin feshini isteyebilir. Sözleşmenin feshini isterken aldatıldığını, yanıltıldığını ileri sürebilir. Özellikle devre mülk hisseli satış sözleşmeleri gibi hukuki sorunlarda hukuk mahkemeleri yetkilidir. Devre mülkü satışı yapan firmalara yönelik nasıl hareket edileceği ile ilgili karşı karşıya kalan vatandaşlar parasal sınıra göre Tüketici Hakem Heyetleri ‘ne başvurup sözleşmeyi iptal ettirebilirler ki bu da bizi Tüketici Hakkındaki Kanun’a ve Tüketicinin seçimlik haklarına götürmektedir.
Kanunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiş olup tatil parasını ödeyip tatil hizmeti alamayan tüketicinin seçimlik hakları şunlardır.
Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,
Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,
İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme.

Tüm senenin yorgunluğunu atmak isterken parasından ve tatil zamanından mahrum olan vatandaşların daha dikkatli olup tatil dolandırıcılığının büyümesine fırsat vermemeleri ve Tüketici Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’ndan doğan şikâyet ve dava haklarını kullanmaları gerekmektedir.

Devamını Oku